Dövüşü sanatla buluşturan isim

Çok genç bir isim olmasına rağmen çektiği kısa filmler ve 6 yaşından beri ilgilendiği Uzakdoğu dövüş sanatları sayesinde işinde uzman bir isim olmayı başarmış. Şu sıralar yeni bir film projesi üzerinde olan Aziz Cem, dövüşü sanatla buluşturan bir isim. Cem, Artistmisin.com’a özel açıklamalarda bulundu.
Aziz Cem sosyal medyada adeta fenomen haline gelen kısa filmleriyle pek çok insan tarafından tanınıyor. Ancak henüz sizinle tanışmamış olanlar için biraz kendinizden bahseder misiniz?
Adım Aziz Cem, 6 yaşından beri uzakdoğu dövüş sanatları eğitimi alıyorum. 16 yaşından beri de sinema sektöründe Dublör ve Aksiyon yönetmeni olarak çalışıyorum. Bunun yanında kendi ekibimle çektiğim Dağların Yargıçı filminin fragmanı 8 Televizyon kanalına ve Avrupa ve Türkiye genelinde 40’dan fazla gazeteye haber oldu. Yine kendi ekibimle çektiğim Karşılaşma serisi de sosyal medyada beklediğimden fazla ilgi gördü. Uzakdoğu sanatlarından başka yüzme ve kaya tırmanışı yapıyorum.

 

Altı yaşından beri Uzakdoğu sporları eğitimi aldığınızı söylediniz. Bu kadar küçük yaşta böyle bir merak nasıl başladı?
Aslında bu benim isteğimden çok ailemin yönlendirmesiyle oldu. Ailem dışarda zaman harcamaktansa bir spor dalıyla uğraşmamı uygun gördüler. Bugün geriye baktığımda bu konuda çok şanslı olduğumu görüyorum.
Aksiyon filmi denilince Türkiye ne yazık ki listenin son sıralarında yer alıyor. Bunun sebebi ne olabilir?
Bunun aslında birçok sebebi var, ben de Türk sinemasında çalışmaya başladığımdan bu yana bu konuda gözlemler yaptım ve kendime göre tespitlerim oluştu. Bunların en başında aksiyonun diğer türlere göre çok daha zor olması geliyor. Devamlılık, oyun, kamera hareketleri, aks ve diğer her konuda tutturulması gereken bir nokta var ve bunu yapmak gerçekten zor. Normal bir planı birkaç tekrarda çekebilirken, aksiyon veya dövüş içeren bir sahnenin onlarca kez tekrarı olabiliyor. Tabi daha çok provayla bu sayıyı azaltmak mümkün.
Cüneyt Arkın’ın Yeşilçam sinemasına yaptığı katkılar gelecek nesillere aktarılmadı mı? Yoksa kimse elini taşın altına sokmak istemedi mi?
Cüneyt Arkın teknik olarak çok yüksek kapasiteye sahip bir aktör. Hem oyuncu, hem de fiziksel olarak performans verebilen biri. O dönemlerde yaptığı hareketlere teknik açıdan bakarsanız çok iyi koordinasyon isteyen hareketlerdir. Cüneyt Arkın’ın yaptıklarını aktaramamış olması söz konusu değil. Sonuçta yaptığı filmler ortada, biz de bunları izliyoruz. Dolayısıyla birşeyler öğreniyoruz. Yalnız, dövüş sanatlarını sergilediğiniz bir film çekmek istiyorsanız, sadece oyuncuların değil yönetmenin de spor geçmişinin olması gerektiğine inanıyorum.

 

İnsanlarımızın aklına karate ve Uzakdoğu kelimelerini duyunca hemen Bruce Lee ya da son dönemlerde Jet Lee ve Jason Statham isimleri geliyor. Dünya üzerinde aksiyon ve dövüş figürlerini etkileyici bir şekilde sunan oyuncu sayısı az sanırım…
İyi bir aksiyon dövüş sahnesi çekmek için gerçekten iyi bir vizyon, sabır ve çok yönlü düşünebilme gücü gerekiyor. Bunun yanında kamera karşısındaki oyuncuların da birbiriyle uyumlu bir şekilde istediğiniz oyunu kısa sürede etkili bir şekilde verebilmesi gerekiyor. Saydığınız isimler alanlarında gerçekten en iyileri. Bir işi yapmak için gerekli parametre sayısı arttıkça, o işi yapabilecek kişi sayısı da azalıyor. Yani hem çok iyi rol yapan, hem 5 kez dünya Kung Fu şampiyonu hem de İngilizce konuşan kaç kişi vardır sizce? İşte Jet Li tüm bu özelliklere sahip biri.

 

Yeşilçam filmlerinin aksiyon karnesi sizce nasıl? Eksik oyuncular da mı? Yönetmelerde mi?
Aslında dövüş sporları konusunda çok başarılı bir ülkeyiz, başarılı birçok sporcumuz var. Ama diğer parametreler eksik olunca yetersiz kalıyor. Kurallı bir müsabakada dövüşmek ve kamera karşısında dövüşmek birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Bunu, şampiyon sporcu arkadaşlarımla dövüş sahnesi çekerken daha iyi anladım.
Etkileyici bir aksiyon filmi yapmanın ve etkileyici dövüş sahneleri çekmenin sırrı nedir? Mesela bol kan ya da kırılan kemik sesleri…
Benim kendi projelerimde kan ya da şiddet göremezsiniz. Kan, kırış gibi şiddet gösterileri sadece izleyiciye verilmiş abur cubur üründür bana göre. Kan ve şiddetle kısa yoldan izleyiciyi etkilemek yerine bu işin sanatsal yönü üzerinde çalışmak gerekir. Asıl sır budur aslında. Hikayeye göre gerekiyorsa hepsi olabilir ama iş kolaya kaçma noktasına gelince bazı şeyler eksik kalıyor. O yüzden ben ve ekibim sürekli yeni, yaratıcı fikirler üzerinde çalışıyoruz, yurtdışındaki meslektaşlarımızın çalışmalarını takip ediyor ve nasıl daha iyisini yaparız diye kafa yoruyoruz. O yüzden çekim öncesi aşamalara çok önem veriyoruz.
Küçük yaştan beri bu işin eğitimini alıyorsunuz. Hiç başınıza ciddi bir kaza geldi mi?
Ayak tarak kemiğimden köprücük kemiklerime kadar toplam 18 kez kırık, çıkık veya çatlakla sonuçlanan kazalar yaşadım.

 
 

Kısa filmler çeken biri olarak hayalinizdeki filmin konusu nedir?
Uluslararası görev yapan yakın dövüş uzmanı bir ajanı oynadığım polisiye bir film.
Aksiyon ve sanatı sinema perdesinde buluşturmanın zorlukları neler?
İlk önce sinemayı ve dövüş sanatlarını birleştirebilen bir yönetmen bulmanız gerekiyor. Ve bunu ülkemizde yapmak düşündüğünüzden daha zor. Ülkemizde aksiyon izleyen bir sinema seyircisi kitlesi olmasına rağmen yerli aksiyon filmimiz yok. İzleyici de yabancı filmlere yöneliyor. Benim aksiyon anlayışım takım elbise giymiş birkaç adamın salt silahlı çatışmasından ziyade daha çok uzakdoğu sanatlarını sinemada ince bir şekilde işlemek üzerine. Bu yüzden koreografi aşamasına çok zaman ayırıyoruz. Örneğin Karşılaşma 2 adlı kısa filmimin süresi 3 dakika 40 saniye ama koreografileri üç hafta çalıştık.

 

Türk film sektöründen beklentileriniz neler?
Genel olarak Türk sinemasını geleceğinden umutluyum. Türk sinemasında olduğumdan beri çok kaliteli yönetmenlerle tanıştım. Bunların bir kısmı kendi yaş grubumda olan çok yetenekli insanlar ve gelecek vaadediyorlar. Özellikle son yıllarda yapılan kaliteli filmleri gördükçe çok yakın bir zamanda Türk sinemasının dünyada da söz sahibi olacağına inanıyorum.

Full Interview